müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2015 Cuma

Türk Pop Müziğinin Unutulmaz 13 Albümü

İçinde bulunduğumuz günlerde son derece burun kıvrılan bir müzik türü olsa da Pop, istenince ve özenle çalışınca incelikli albümlerin sunulabildiği bir müzik kanadı esasen. Özellikle 90'lı yıllarda başyapıt niteliğinde birçok albüm kaydedilmişti bu müzik türünde. Gelin o albümleri hep birlikte hatırlayalım!


1) Lâ'l - Sertab Erener (1994)

Sertab Erener'in 1992 yılında ortalığı kasıp kavuran ilk albümü "Sakin Ol!"dan iki sene sonra çıkan "Lâ'l" hâlâ birçok kişi tarafından sanatçının ilk albümü zannedilir. Bu yanılgının en büyük sebebi yüksek ihtimalle albümün sanatçının kariyeri boyunca kaydettiği en başarılı ve özverili çalışma olmasıdır. Başta Sezen Aksu ve Uzay Heparı olmak üzere Attila Özdemiroğlu, Fahir Atakoğlu, Meral Okay, Levent Yüksel, Mustafa Sandal ve Erdem Sökmen gibi kendi alanında ciddi başarıları olan bir müzisyen ordusu eşlik etmiştir albümde sanatçıya. Sevdam Ağlıyor, Rüya, Masal, Mecbursun, Gel Barışalım Artık, Dargın Değilim ve albüme ismini veren şahane Fahir Atakoğlu bestesi Lâ'l ile bu albümün unutulmazlar arasında yer alması zaten en başta imkânsızdır.


2) Med Cezir - Levent Yüksel (1993)

Levent Yüksel bir röportajında bu albüm için "farkında olmadan bir Best of çıkarmışım" demişti. Şimdi dönüp bakınca ne kadar haklı olduğunu çok daha iyi anlıyoruz. Sezen Aksu prodüktörlüğünde yayınlanan albümlerin başında gelen "Med Cezir" belki de en başarılısıydı. Sezen Aksu dışında Onno Tunç, Uzay Heparı, Fahir Atakoğlu, Erdem Sökmen ve Sertab Erener gibi isimlerin de katkıda bulunduğu albüm her ne kadar tüm şarkılarıyla unutulmaz ve özel olsa da Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk, Med Cezir,İstanbul, Kadınım, Dedikodu ve Tuana hâlâ müzik sektörünü besleyen ve popülerliğini koruyan şarkılar olarak kaldı.



3) BenDeniz II - Bendeniz (1995)

90'lar demek şüphesiz ki imaj kavramını coşturan ve yazdığı, söylediği şarkılarla hayatın hiçbir döneminde unutulmayacak olan Bendeniz demektir ve Bendeniz'in yaptığı en iyi albüm "Bendeniz II"dir. İlk albümün ciddi başarısının ardından  Onno Tunç, Ozan Çolakoğlu ve Murat Yeter gibi aranjörlerle çok daha iyi düzenlemelere sahip şarkılar içerir ikinci albüm. Üstelik back vokallerde Emel Müftüoğlu, Harun Kolçak, Demet Sağıroğlu ve Ümit Sayın gibi birçok ünlü isim yer alır. Muhteşem çıkış parçası Neler Olacak, Yıldız Tilbe'nin sözlerine, Harun Kolçak'ın back vokallerine destek olduğu Elveda Dedin, Gönül Yareler İçinde gibi dönemine damgasını vurmuş hitler barındıran albümün en özel şarkısı şüphesiz ki Onno Tunç imzalı Kapında Günlerim'dir. Pop müzik tarihinin en kuvvetli gitar sololarından birini de barındırır şarkı aynı zamanda ki bizzat Onno Tunç imzasını taşır bu solo. Bu şarkının bize söylediği ise şudur: Sezen Aksu ile hiç çalışmamış olsa da Sezen Aksu ekolünün en büyük temsilcisidir Bendeniz, özellikle kaydettiği ilk iki albümüyle.


4) Deli Kızın Türküsü - Sezen Aksu (1993)

Şimdi bu albümü görünce herkesin aklında "Neden Gülümse değil" gibi bir soru cümlesi belirebilir. Evet, belki de "Gülümse" Sezen Aksu'nun en başarılı albümlerinin başında gelir fakat hem müzikal tavrı hem de önceki albümlere kıyasla cesareti "Deli Kızın Türküsü"nü bu listeye daha uygun bir albüm kılıyor. Bir kere Sezen Aksu, Onno Tunç hayatına girdikten sonra ilk kez onun olmadığı bir albüm yapıyor (yalnızca "Tenna"nın bestesi Onno Tunç'a aittir.) Çünkü bu albüm biraz da her şeyden çok Uzay Heparı demek. Şarkıların büyük bir kısmının düzenlemeleri Uzay Heparı ve Attila Özdemiroğlu'na ait. Küçüğüm, Kalbim Ege'de Kaldı, Masum Değiliz, Sude, Dert Faslı ve Adem Olan Anlar başta olmak üzere albümde yer alan her şarkı zamanla birer Sezen Aksu klasiğine dönüşmeye başarmıştır. Ciddi bir müzikal devrim de barındıran albüm "Işık Doğudan Yükselir" ve "Düğün ve Cenaze"nin de önsözü gibidir adeta. Albümün çıkışından kısa bir süre sonra hayata veda eden Uzay Heparı belki de en fazla bu albüm ve "Küçüğüm" ile hatırlanmıştır.


5) Göç - Nazan Öncel (1995)

Hâlâ daha iyisi yapılamayan siyah beyaz bir Nazan Öncel albümü. Birçok müzik eleştirmeni tarafından Türk Pop Müziğinin en iyi albümü olarak da kabul edilir. İlk olarak "Gidelim Buralardan" der Nazan albümde ve gerçekten dinleyen herkesi alıp götürür biraz. Daha sonra "Sen Beni Öldürüyorsun"da "Gözlerin gelir aklıma, ah o çocuk gözlerin" der ve daha ilk şarkıdan oluşturduğu hüzün zeminini kuvvetlendirir. Üstelik Erkan Oğur vardır albümde, Nazan Öncel şarkıların düzenlemelerini Hamit Ündaş ile birlikte bizzat kendisi yapmıştır. Bir Şarkı Tut, Ağlama Gönlüm, Nazlı Ay, Göç ve daha niceleri. 90'ların samimi, o saf havasını taşıyan son albümlerden biridir aynı zamanda. Sanat yönetmenliğini de Mete Özgencil yapmıştır.



6) Aacayipsin - Tarkan (1994)

Tarkan'ı "Tarkan" yapan albümdür "Aacayipsin". Türkiye'nin en başarılı müzisyenleri Sezen Aksu, Rıza Erekli, Ozan Çolakoğlu, Cihan Okan, Deniz Arcak, Yıldız Tilbe, Levent Yüksel, Özkan Uğur, Şebnem Ferah, Sertab Erener, Erdem Sökmen bu albüm için bir araya gelmiştir ve aşılması zor bir zirve noktası inşaa etmişlerdir. Sezen Aksu albümün çıkış parçası olan "Hepsi Senin mi"nin oluşum sürecini şu şekilde anlatmıştır: "Bir gece Tarkan, Levent ve Sertab, Tarkan'ın yeni albümünü dinlemek üzere  buraya geldiler. İlk albümünü büyük sıkıntılarla yapmış, tam olarak istediğini elde edememişti Tarkan. Ben de dinledim albümü, performansı çok güzel, bir değişim var ve o çabayı hissediyor insan. Sohbete başladık 'Bir tane hareketli, kolay takılan, lokomatif bir şarkı olsa, çıkmadı' dedi. Sohbet ederken sabah dört buçuk gibi bu şarkı bitti. Aldı şarkıyı gitti Tarkan".


7) Sevgiliye - Aşkın Nur Yengi (1990)

Aşkın Nur Yengi'nin ilk ve en güzel albümüdür. Şehrazat'ın yazdığı "Sevgiliye" dışında albümdeki tüm şarkıların söz yazarlığını Sezen Aksu yapmıştır ve Turhan Yükseler'in iki düzenlemesi dışında tüm düzenlemeler Onno Tunç imzasını taşır. Ayrılmam, Yazık, Seni Aldattım, Susma, Bile Bile başta olmak üzere baştan aşağı hit doludur albüm. Ha unutmadan aynı zamanda en güzel, en hatırlanası kartonet fotoğraflardan birine sahiptir bu nadide başyapıt.




4 Ağustos 2015 Salı

Nil'in Harbiye Konseri - Özgür Masallara Yolculuk


Günlerden 03 Ağustos. Tam on dört sene önce hayatımıza “Özgür Kız” olarak giren Nil Karaibrahimgil’in Harbiye Açıkhava konserinin olduğu güzel bir Pazartesi akşamı. Harbiye avlusu hiç olmadığı kadar renkli ve şen. Nil’in bu konser için uzun süredir hummalı bir çalışma içinde olduğunu duyuyoruz sık sık basından. Duymamıza da pek gerek yok aslında! Çünkü bir kez onun konserine giden herkes bilir ki sahneye koyduklarıyla hep özeldir Nil. Fakat bu kez daha farklı bir konserle karşı karşıya kalacağımızın sinyallerini kendisi de sosyal medya hesapları üzerinden duyurmuştu. Belki de bu sebeple farklı bir heyecan duygusu hakimdi gecede. Onu daha önce birkaç kez seyretmiş biri olarak bu konserinin – en azından benim gözlemlediğim kadarıyla – en kalabalık geçen konseri olduğunu söyleyebilirim. Harbiye sahnesi klişe bir deyimle hıncahınç doluydu.

Çimlerin üzerinde, salıncağında sallanan bir tavşan olarak karşıladı seyircisini Nil. Upuzun kulakları, heyecanlı kalbi ve gülümseyen suretiyle. En az yaptığı işler kadar hayran olduğumuz duruşundan, aslında sanıldığı kadar cesur olmadığından bahsetti önce. Henüz on beş yaşındayken yazdığı şarkıyı söyledi ilk olarak korkaklığını duyurma cesaretiyle. Konser boyu kendisini sanki odasında on beş yaşındaymış gibi hissetmek istediğini söyledi sonra ve seyirciye bir kapı açarak konseri tüm enerjisiyle başlattı. Art arda söylediği şarkılardan sonra zaman atlamasıyla birlikte hikâyesini anlatmaya devam etti. Hayranlıkları, hayalleri, yolculukları, hayatına dair daha önce hiç anlatmadığı hikâyeler. Bu hikâyeler arasında beni en çok etkileyen bit pazarında bir iğne satıcısıyla yaşadığı anı oldu. Yüzlerce çeşit iğnenin olduğu bir tezgahta, satıcının hemen yanında duran siyah bir ceket dikkatini çekmiş Nil’in. Ceketin üstü tezgahtaki iğnelerle doluymuş ve ceketten etkilenen Nil tezgahtaki iğneleri değil de bu ceketi satın almak istediğini belirtmiş, üstündekilerle birlikte! Fakat satıcı kadın ceketin satılık olmadığını, kendisini yansıttığını söyledikten sonra Nil’e siyah bir ceketinin olup olmadığını sormuş. Nil de siyah bir ceketinin olduğunu söylemiş. O hâlde tezgahtaki iğneler arasından kendisini yansıtanları seçip siyah ceketinin üzerinde dilediği gibi kullanabilmeyi önermiş. İşte Nil tam da o an kendi olmayı yeniden keşfetmiş, hep kendi siyah ceketiyle devam etmiş yola. Bu yolun son on dört yılına şahitlik etmiş biri olarak Nil’in siyah ceketinin kendisine başka her şeyden çok yakıştığını söyleyebilirim. Bir diğer hikâye de Bodrum Kalesi'nde verdiği ilk konserinin ertesi gününde annesinin kendisine dans dersi alma konusunda verdiği öneriyle ilgili. Annesinin deyimiyle "arı sokmuş gibi dans eden" Nil, dans dersi konusunu epey bir kurcalamış kafasında. Hatta konserinde amuda kalkan Madonna'yı örnek göstererek tam olarak bunu kastettiğini belirtmiş annesi. Bu durum karşısında ne yapacağını bilemeyen Nil, biraz düşündükten sonra çok iyi dans edemediğini fakat sahnede Madonna gibi de olmak istemediğini fark etmiş. Arı sokmuş gibi dans etmeye devam etmeyi seçmiş yani! Bu oldukça kişisel hikâyeyi paylaştıktan sonra seyirciden söyleyeceği şarkıda arı sokmuş gibi dans etmesini istedi Nil ve seyirciye eşlik ederek, Madonna'ya inat savrulmaya başladı sahnede.

Konser boyu kalabalıkça bir kız  korosu eşlik etti Nil’e. Tıpkı kendisi gibi onların da çimler üzerine kurulmuş birer salıncağı vardı, bir yandan salıncakta sallanıp bir yandan vokal yaptılar konser boyu Nil’e. Peş peşe Kız Gibi, Bütün Kızlar Toplandık, Peri, Pırlanta, Çocuk da Yaparım Kariyer de gibi ciddi feminizm duygusu barındıran şarkılarını söyledikten sonra erkeklere biraz olsun haksızlık yaptığını düşünerek Bütün Kızlar Toplandık şarkısını erkeklerin de eşlik edebileceği bir hâle getirerek epey eğlenceli bir atmosfer oluşturdu Harbiye’de. Yayınlandığı yıl fenomen olan ve YouTube’da 42 milyon hit alan Kanatlarım Var Ruhumda’yı ağız tadıyla söyleyemediğinden bahsetmişti birkaç röportajında Nil. Büyük bir seyirci korosunun eşliğinde coşkuyla söyledi konserde şarkıyı özlemini doyurarak, hem de iki kez! Seyircinin de en çok bu şarkıyı beklediği çokça belliydi. Bu şarkının dışında ise ilk albümden son teklisine dek müzikal bir yolculuk başlatarak akılda kalan tüm şarkılarını tek tek söyledi. Konserin en özel anlarından biri de Nil’in hamilelik sürecinde yaşadıklarını samimiyetle anlatıp oğlu Lokumcuk Aziz Arif için yazdığı ninniyi seslendirmesi oldu.

Konser değil terapi” sloganıyla duyurulan konser Pazartesi sendromunu atlatabilmek adına gerçek bir terapiye dönüştü. Dans etti, dans ettirdi, eğlendi, çok eğlendirdi Nil. Bembeyaz bulutlar, masmavi gökyüzü, pespembe bir tavşan, rengârenk bahar çiçekleri akıp durdu arkadan. Şarkılarına kimsenin başlamadığı cümlelerle başlayan, bir başkası olmadan kendi yolunda yürüyüp, özgür kıyısında süzülen Nil’in dünyası her zamankinden daha renkli ve şendi. Ağustos'un ilk Pazartesi akşamı "özgür kız" sayesinde bir panayır şenliği büyüttü kalbinde. Özgürce!

Doğukan Güvercin
Ağustos 2015

19 Temmuz 2015 Pazar

Hayat Sana Sezen Aksu İçin Teşekkür Ederim - Sezen'li Yıllar Yazısı

Harbiye Açıkhava dış/gün

Meydanda hâlâ konseri izleyebilme umuduyla “fazla bileti olan var mı” diye soran insanlar, saat henüz sekizi gösterse de salona girebilmek için muazzam kalabalık bir kuyrukta bekleyenler, rutin rahatlıkları epeyce bozulmuş sokak hayvanları ve hevesli satıcılar. Hepsi Sezen Aksu’nun kırkıncı sanat yılına özel hummalı bir çalışma sonucu hazırlanan Sezen’li Yıllar için bir arada. Konserin ikinci günü. Böyle özel bir prodüksiyon herkesi heyecanlandırmak için gayet yeterliyken bir de önceki gün gerçekleşen ilk konserin haberleri eklenince bu heyecan yerinde duramaz bir hâl alıyor istemsiz.
Cüneyt Özdemir’in yönetmenliği, Mustafa Oğuz’un yapımcılığında hazırlanan özel şovun tanıtım süreci oldukça başarılı geçmiş durumda. Amaçlanan hissiyat fazlasıyla yaratılmış. Yukarıdaki vaziyetten anlaşıldığı üzere biletler haftalar öncesinden tükenmiş. Herkes hazır hâlde konser saatini bekliyor. Biletlerde konserin başlangıç saati akşam dokuz olarak belirtilmiş fakat seyircinin içeri girmesi, koltuklarını yerleşmesiyle birlikte saat dokuz buçuğu geçiyor..

Harbiye iç/gece

“Sezen Aksu seyircisi”nin heyecanı adeta somutlaşmış hâlde, orkestranın yerini alarak konseri bir an önce başlatması bekleniyor. Daha ilk nota beklenmeden, ışığın yere düşmesiyle birlikte alkış kıyamet hüküm sürüyor konser salonunda. İlk notanın duyumuyla birlikte daha da coşuyor tabii. Konser için özel hazırlanan perdeden her biri Sezen Aksu’nun uzun yolundaki yılları temsil eden sanatçıların geçmesiyle birlikte giderek artıyor alkıştaki şiddet. İlk olarak Deniz Yıldızı’nı duyuyoruz. Sezen Aksu söylemiyor. Orkestra Sezen’den önce belli ki repertuvara giremeyen şarkılara son bir şans veriyor. “Deniz yıldızının hikâyesidir hayat, kaç hayat kurtarırsan kâr” diyor şarkıda Sezen bilen bilir, yakın dönemdeki en başarılı albümüne ismini veren bu şarkının bir şekilde repertuvara dahil edilmesi hoş. Büyüleyici sözlerine eşlik edemesek de coşkulu introsunu duymak bile konsere adapte olmamıza yetiyor. Aynı şekilde devam eden enstrümantal Sezen Aksu potporisinden sonra piyano Küçüğüm notalarını vuruyor ve küçük cüsseli, büyük yürekli kadın aksayarak kendini seyirciye sunuyor. Uzay Heparı ölümüne sebep olan kazayı geçirdiğinde Sezen Aksu kulağına bu şarkıyı söylemiş o komadayken. Hâli hazırda tapılacak bir şarkıyken, onu tarif edilemeyecek bir uçurum kılan ve her dinleyişte bıçak bıçak kalbe değdiren de bu ölümden başka bir şey değildir. Her şarkı için özel bir koreografi ve sahne düzeni hazırlanmış. Bu noktada Zeynep Tanbay’ı gönülden kutlamak en doğru eğilim olur. Küçüğüm’den sonra hepimizi belli dönemlerde tarumar eden meşhur “aşk” şarkılarını söylemeye başlıyor; Sen Ağlama, Git, Geri Dön, Gidiyorum.. Konserin aşk bölümünü tamamladıktan sonra ölüm üzerinde yürümeye başladı Sezen ve yavaştan ağıtlarına başladı. Bana kalırsa konserin en dokunaklı kısımları da bunlardı. Önce Aysel Gürel’in alamet-i farikası Ünzile çalındı ve konserin en duygusal anlarından biri yaşandı. Tamamı kızlardan oluşan Çocuk Kalbim Seni Söyler korosu da şarkıyı söylerken eşlik etti Sezen Aksu’ya. Hemen ardından bembeyaz bir kuş kanadı açıldı ve Sezen’in Hrant Dink için yazdığı ağıt “Güvercin” duyulmaya başlandı. Seyirci bu devamlılık ile coşkusunu iştahlandırdı ve devasa bir koro oluşturdu. Sezen’in söylediği gibi: “Yurttan sesler korosu”. Metin Altıok’un güçlü dizeleriyle birlikte hep bir ağızdan söylenen Kavaklar tam da Temmuz’un ortasında Madımak’ı yad etmemize şans verdi ve alkış olarak en büyük coşku sanırım o an yaşandı. Ölümün son temsilcisi ise Erdal Eren oldu ve Aysel Gürel’in incelikle işlenmiş dizelerinden oluşan Son Bakış herkesin içini sızlattı. İkinci dünya savaşından görüntülerle 1945’i de dinledikten sonra “Dünyanın hiçbir yerinde  olana bitene bu kadar dirençli bir millet yok. Allah’tan böyleyiz..” dedi ve “… hayat düğün cenaze” diyerek ekleme yaptıktan sonra Goran Bregovic bestelerinden oluşan şahane albümü Düğün ve Cenaze’nin en akılda kalıcı şarkılarından biri olan Erkekler’i söylemeye başladı. Sahneye çıkan erkek dansçıların ardından, gökkuşağı temalı elbisesini üzerine aldıktan sonra daha da coşmaya başladı. Barkovizyonda gökkuşağı renkleriyle beliren kalp ile LGBT’ye selam çakan Sezen artarda Erkek Güzeli ve Seni Yerler’i de söyleyince seyircinin enerjisi ister istemez tavan yaptı. Bir de üstüne Sezen’in sahnedeki hâli eklenince tam seyirlik bir atmosfer oluştu.

Konserin ikinci kısmı Tutuklu, Keskin Bıçak ve İstanbul İstanbul Olalı gibi yakın döneme damgasını vurmuş Sezen Aksu şarkılarıyla açıldı. Hemen öncesinde yine bir potpori vardı elbet! Özellikle Keskin Bıçak’ın orkestra uyarlaması görülmeye değerdi. Candan Erçetin bu şarkı için “Türkçe yazılmış en iyi aşk şarkısı” demişti Beraber ve Solo Şarkılar programında Sezen Aksu’ya. Öyle de olmalı.. “Yarim keskin bıçak / Nerde bende o yürek yardan cayacak” gibi “keskin” bir cümle barındıran başka bir şarkıyla karşılaşmamız da pek mümkün değil herhalde. Yine bu noktada başta Cenk Erdoğan olmak üzere orkestraya şapka çıkarmak gerekiyor. Böyle bir orkestraya sahip olmak gerçekten güç olmalı. Cenk Erdoğan’ın gitar solosundan sonra bunu bir kez daha anladım. Hazır orkestradan bahsediyorken vokallerden bahsetmemek böyle bir yazı için büyük kayıp olur. Cihan Okan, Nurcan Eren, Tuba Önal, Dünya Kızılçay olağanüstü performans sergilediler konser boyunca. Özellikle Cihan Okan’ın Gülümse’deki solo vokali salonda dakikalarca alkış seslerinin yankılanmasına sebep oldu. Bu adamı seviyoruz burası belli. Sezen de “Evli ve çocuklu olmasa size bırakmadan ben çoktan alırdım” dedi Cihan Okan için. Türkiye müziği için Sezen Aksu ne ise, Türkiye pop müzik tarihi albümlerindeki vokaller için de Cihan Okan o demektir. Unutmamak gerek.

Sezen Aksu’nun sahnesinin ne denli esprili ve sohbet dolu geçtiğini herkes bilir. Sezen’li Yıllar’da bu durum minimuma indirgenmiş ve olabildiğinde fazla şarkıya yer vermek için çabalamış ekip. Bu durum Sezen’in tek bir cümlesiyle dahi seyirciyi kahkaha krizine sokmasına engel olmadı tabii. Seyirciyle kurduğu diyalog oldukça gerçek ve güçlü. Bu bağın kuvveti Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam performansı ile daha da öne çıktı. Konserin PR çalışmalarında duyurulan yarışmada Sezen hayranları şarkıya karaoke yapmıştı ve en çok beğeni alan videoların sahipleri onunla birlikte sahnede yer alacaktı. Tıpkı söylendiği gibi oldu ve videolar barkovizyonda sesleriyle birlikte yer aldı ve hepsi Sezen Aksu’ya şarkı boyunca eşlik etmiş oldu. Güzel de oldu.

İkinci yarı Rakkas ile sona erdi ve Sezen Aksu sahneden ayrıldı. Seyircinin uzun tezahüratları sonrasında Sezen yeniden sahneye çıktı ve Hayat Sana Teşekkür Ederim, Şarkı Söylemek Lazım ile bis yaptı. Konser ilk olarak Rakkas ile bitince “Hayat Sana Teşekkür Ederim böyle bir konserin repertuvarına nasıl girmez” diye hüzünle düşündüm açıkçası ve Sezen “Oyuncak bebekleri sevmedim çok” diyerek giriş yapınca içim epey rahatladı. “Alkışı sevdim” dedikçe seyirci coştu ve bu özel konser için, yaşadığımız her aşk acısında yanımızda olduğu için, düğünümüzde, cenazemizde yaralarımızı sarıp kahkahamıza ortak olduğu için alkışlardan güller yağdırdı Sezen’e. Bu ülkenin yüzyıllık yalnızlık tarihinde her dönemi, her sosyal sınıfı, her kavgayı, her neşeyi, her aşkı anlattı bize Sezen. Anlattı ve biz gönülden inandık. Yeri geldi küstük çekmecelere kapattık, yeri geldi bir şarkıda yeniden buluşup daha şiddetle seviştik. Sezen şarkıları gerçektir, gerçekmiş gibi yapmaz, gerçeğin ta kendisi olur. Korkusuzdur, yanmaktan ve yakmaktan kaçmaz. Kalbinizin taa dibine kadar sokulur. Bu sebeple Mustafa Oğuz’a ve Most Yapım’a ne kadar şükran duysak az. Konserin DVD kaydı olacak mı bilinmez fakat Ekim ayında Volkswagen Arena’da daha kapsamlı hâliyle tekrarlanacak. Harbiye’de izleme olanağı bulamayanlar bu haklarını muhakkak Ekim’de kullanarak Sezen ile geçen yıllar albümüne el değdirmeli. Çektiğimiz aşk acıları, ayrılıklar, ölümler, doğumlar, sevinçler, göz yaşları hatırına… Hayat sana Sezen Aksu için teşekkür ederim. 

Doğukan Güvercin
Temmuz 2015

14 Nisan 2013 Pazar

"Sade" Güzeldir


O zor günler, solan güller eskidendi geçti” diyerek animasyon bir perdenin önünde belli belirsiz dans eden Sertab’ı herkes hatırlar. Kariyerindeki iniş çıkışların ardından ardı ardına çıkardığı üç tekli ile ciddi bir “patlama” yaratmıştı tam da bahsettiğim bu dönemde. Soner Sarıkabadayı ile karşılıklı yıldızlarını parlatmış ve kariyerlerinde yeni bir dönem oluşturmuşlardı ikisi de. Bu teklilerin ardından Sertab, kariyerindeki en iyi çalışmalardan biri olan “Rengarenk” albümünü çıkarmış ve olumlu tepkiler toplamıştı çoğunlukla. Araya giren özel bir proje ve teklinin ardından “Sade” ile çıktı karşımıza Sertab. Albümün habercisi, Sezen Aksu dokunuşlu “İyileşiyorum” hali hazırda fırtınalar koparmaya devam ediyor. Albümün ilk izlerini aradığımız şarkı bir toparlanma şarkısı ve belirgin bir hüznü pozitif umutlarla örtüyor. Albümün açılış şarkısı “Dönmüyorsun” Ersel Serdarlı imzalı çakır keyiflik bir şarkı. Yazın kendini belli ettiği şu günlerde kafada kulaklıkla uzun yürüyüşlere sebebiyet verecek gibi görünüyor. Ersel Serdallı şarkılarında rastladığımız “hüzünlü cümlelerle eğlendirme” havası hakim. Albümden lanse edilen ikinci şarkı olan “Öyle de Güzel” hoş bir altyapının ürünü olsa da nakaratın eksik kaldığı kanaatindeyim. Bana göre Soner Sarıkabadayı şarkılarını Sertab Erener’den daha iyi söyleyen yok ve “Cumartesi Pazar” bunu bir kez daha kanıtlıyor. Bu iyi bir şey mi bilinmez ama Soner Sarıkabadayı’nın kalıplaşan şarkı yazımı kendini çok rahat hissettiriyor. Şarkı her dinleyişte daha bir başka açılıp güzelleşiyor ve albümün en iyilerinden olduğunu daha keskin belli ediyor. 

“Rengarenk” daha çok Sinan Kaynakçı sözleri ile dolu bir albümken, “Sade” yalnızca bir Sinan Kaynakçı şarkısı barındırıyor. “Çocuktuk Bir Zamanlar” nostalji ile beslenen çok çok iyi bir şarkı olmuş. Buna bağlı olarak albümün en dingin şarkısı olduğunu söylemek de mümkün. Zamanla değişir mi bilmiyorum ama favori şarkım çok net bir şekilde “Söz”. Nil Karaibrahimgil yazınca bir başka söylüyor sanki Sertab.. Bu ikilinin birlikte daha fazla çalışmaları gerekiyor hal böyle olunca! “Sade”, albümün uçurum kenarı. Baştan itibaren karşımıza çıkan pozitif, neşeli temalar yalnızlıkla değiş tokuş ediliyor. “Sade”, demlendikçe anlamlanan özel şarkılardan. Diğer balladlar hakkında henüz net düşüncelerim olmadığı için yazmadım fakat albümün daha çok pozitif şarkıları ile gündemde kalacağını düşünüyorum. Bunun bir örneği olan Oyna” en kolay sevdiğim şarkı oldu diyebilirim. Daha nakaratını duyar duymaz ardı ardına defalarca dinleme isteği uyandı bünyemde. Bunu sadece keyifli altyapıya bağlamak olmaz zira Can Temiz’in kattıkları daha önde duruyor. Bülent Ortaçgil’den “Acıtır”, albümün temasını pekiştiren bir cover olmuş ve tuhaf bir şekilde sanki Sertab’a yazılmış ve onu bekliyormuş gibi çok da yakışmış. Bir dinleyişte müptela olunduğu konusunda uyarmalıyım! “Sade” genel olarak yüksek tempolu şarkıların ön plana çıktığı bir albüm olmuş fakat çok sağlam balladların olduğunu unutmamalı.. Bekleneni fazlasıyla veren ve her seferinde yenilenen Sertab'dan kötü şarkılar dinlemeyi kimse beklemiyordu zaten. Şimdi bize düşen şarkılara dalıp, klipleri beklemek!

13 Mart 2013 Çarşamba

Aylin Aslım ve "Zümrüdüanka"



“Canını Seven Kaçsın” beklenen bir olgunluk dönemine denk geldiğinden midir bilmem en sevdiğim Aylin Aslım albümü. Üzerinden geçen zaman zarfı ile birlikte paralel duygulara eş bir albüm bekliyordum ki sanatçı yeni albümün tarz olarak ilk albümle kesiştiğini açıkladı. Aylin Aslım hitleri ile dolu “Gel Git” çok iyi bir başlangıç albümüydü ve “Canını Seven Kaçsın”ın sert soundundan uzak hatta son derece naif altyapılardan meydana gelen, aşktan beslenen şarkılarla doluydu. Her sanatçının karakterine yakışan bir sertlik ya da naiflik vardır ya hani, tuhaf bir şekilde Aylin Aslım bu ikisinin harmanlanmış haline sahip ve zaman içerisinde istediği köşeye çekilebiliyor. Albümün ilk teklisi olan “İki Zavallı Kuş”un daha şimdiden hit haline geldiği ortada. Tam da Aylin Aslım’ın daha önceden duyurmuş olduğu gibi sonuna kadar aşktan beslenen şarkıda Teoman’ı da dinlemek ayrı bir güzellik olmuş. Aynı zamanda şarkı albümün ilk klibinin de sahibi.. “Boğulmamak için gemiyi terk etmek en doğru seçim..” diyor Aylin Aslım “Ölünür de”de. Söz ve müziği Övünç Dan’a ait olan şarkı başarılı altyapısı ile sevilen Aylin Aslım balladları arasındaki yerini alıyor hemen. Sözleri sadelikten yana olsa da derin bir çarpıcılığı hemen ele alıyor insanı ve albümün en başarılı şarkılarından biri olduğunu söylemek mümkün. Albümdeki tek cover olan “Hasret”in düzenlemesi enfes olmuş ve sanatçının vokali ile çok başarılı bir uyum yakalanmış. Sözleri Aysel Gürel’e, müziği Atilla Özdemiroğlu’na ait olan “Hasret”i coverlamaya nasıl karar verildi bilinmez ancak çok doğru bir tercihle birlikte ortaya çok iyi bir sonuç çıkmış. “Canını Seven Kaçsın”daki en sevdiğim şarkı olan “Kız Kaçıran” aynı zamanda sanatçının genel diskografisinde de en çok sevdiğim şarkılarının başında gelir. “Küçük Bey” ilk notasından itibaren bana şarkıyı hatırlattı ancak şunu da belirtmek gerekir; bu şarkı “Kız Kaçıran”ın tam aksi bir ruh halini barındırıyor yani bu anma yalnız sounddan ibaret. Albümdeki en sevdiğim intronun “Zümrüdüanka”ya ait olduğunu söylemek çok kolay. Genel bir değerlendirme ile şarkının diğer şarkılardan daha aykırı olduğunu söylemek lazım ve diğer şarkılar albüm temasına sadıkken bu şarkı hafiften çerçeveyi zorluyor. Bu da büyük olsasılıkla “Canını Seven Kaçsın” etkisinden kaynaklanıyor.. Albüme ismini veriş öyküsünü bilmiyorum fakat “Zümrüdüanka” kesinlikle albümün en iyilerinden biri. Çoğu kişinin listesinde ilk sırayı zorlayacaktır hatta.. Benim en sevdiğim şarkı ise albümü ilk dinlediğim andan itibaren çok bariz belirdi. Albümün teması dışında bir de “nostalji” ile beslenen “İşte Sana Bir Tango”. Sound olarak Aylin Aslım çalışması olduğunu çok net belli eden şarkı sözler, vokal ve düzenleme ile çok özel bir çalışma olmuş, iyi ki de olmuş! Albümün ikinci ortak çalışması Cem Adrian’ın sesi ile katkıda bulunduğu “Af”. Tıpkı “Herkes Gider mi?” gibi karşılıklı söyleyişlerle yürüyen şarkı saygı duruşunu da eksik etmiyor bünyesinden. Aylin Aslım ve Cem Adrian düeti çok iyi bildiğimiz bir uyum ve yeni bir düet ile perçinlenen bu uyum çok da iyi, doğru bir şarkıda birleşmiş. Kapanış şarkısı olan “Usta” başlangıç şarkısı olan “İki Zavallı Kuş”un sert soundundan uzak, naif bir çalışma. Albümün genel teması düşünüldüğünde çok iyi bir kapanış olduğunu söylemek mümkün.

“Canını Seven Kaçsın” sonrası “Zümrüdüanka” gibi bir albüm yapmak pek kolay olmamıştır eminim zira dinleyicilerin bile iki albüm arası sound geçişi çok zor olurken önceki albümünün tam karşısında duran bir albüm yapmak zor iş. Şarkıları tek tek değerlendirirken şahsi favorim olanlara çaktığım ışıklar görülmüştür sanırım. Tekrar duyurmak gerekirse şayet; “Zümrüdüanka”, “Hasret” ve “İşte Sana Bir Tango” albümden sürekli olarak dinlediğim üç şarkı. “Ölür de”yi de unutmamak lazım tabii.. Üç yıllık bir aradan sonra gelen “Zümrüdüanka”yı siz sever misiniz bilmem ama benim fazlasıyla sevdiğim bir albüme dönüştü bile. Henüz dinlemeyenler acele etsin.

Favori Şarkı: “İşte Sana Bir Tango”
Albümü Dinle: deezer.com/zumruduanka

10 Mart 2013 Pazar

TNK ve "Melankoli"



TNK’nin ilk albüm sürecinde başarılı sound eşliğinde farklı duruşunu sergilemesinin üzerinden tam üç yıl geçti. İki albüm arasında geçen bu süre normal karşılanabilir bir süre iken ülke şartları ile (tüketime odaklanma da söz konusu) bir kaygıyı doğurabiliyor. Neyse ki grup sosyal medya aracılığıyla yeni albüm üzerinde çalıştıklarını belirterek şüpheleri ortadan kaldırmıştı ve yeni albümü bekleme süreci de somut bir delil ile daha heyecanlı bir hal almıştı. İtiraf etmem gerekir ki albüm adını öğrenmemle birlikte merakım daha da arttı çünkü albümün tematik yapısını da vurguladığını düşündüğüm “Melankoli” TNK’ye çok yakışacaktı şüphesiz! Albüme ismini veren şarkı aynı zamanda ilk dinlediğimiz şarkı oluyor. Şarkı sound olarak değil belki ama sözleri ile isminde saklı olan karamsarlığı yaşatıyor. Daha ilk şarkıda grubun şarkı yazımı üzerine dikkate değer bir çalışma süreci yaşadıklarını görüyoruz ve ikinci albüm olgunluğunu hissediyoruz hemen. “Melankoli”, albüm için iyi bir başlangıç olmuş ve ilk izlenim ile olası klip adaylarından biri olduğunu söylemek mümkün. “Büyük Ayrılık” herkes gibi albümde ilk dinlediğim şarkı ve albümün en büyük hit adaylarından biri. Bir önceki çıkış teklisi “Söyle Ruhum” ile karşılaştırıldığında TNK’nin melankoli ile karışık olgunluğu daha somut bir şekilde karşımıza çıkıyor ve bu durum hem konsept bir albüme dair ilk sinyali doğuruyor, hem de aradan geçen üç yılın gruba neler kattığını daha net görmemizi sağlıyor. “Sen Yoksun” albümün ruhunun temel taşı olan şarkı. Daha ilk cümleden yüklediği melankolik tavır, karamsar hava tam da albümden beklediğim şey aslında. Sound olarak bakıldığında ise albümün açılış şarkılarındaki sertlikten sıyrılan soft bir sounda sahip. Sözler için aynı şeyleri söylemek mümkün değil tabii..

Albümdeki tek ortak çalışma olan “Keşfedilmemiş Günahlar” ironiden beslenen sert bir yorum. Bir yandan albümdeki en iyi şarkılardan birini dinlerken, bir yandan da Pamela’nın sesinin ballad’a müsait tavrını neden es geçtiğini sorguluyoruz. Bu arada Caner Karamukluoğlu ile Pamela’nın sesinin çok ama çok yakıştığını söylemekte fayda var. “Öbür Yarım” daha girişten “Yine Yazı Bekleriz”e selam yolluyor. Zaman içinde öylesine büyük bir hit haline gelir mi bilinmez fakat naif ruhu ile albümün en sevilenlerinden biri olacağı aşikar. “Bir Şeyler Söylemek İstiyorum” ilk dinleyişimle birlikte albümdeki favori şarkım haline geldi. “Soğuk gezegenlere sarılmaktansa, kendi güneşimizle cayır cayır yanarız.” gibi keyifli ifadelere de rastladığımız şarkı albümün en farklı sounduna sahip olmakla birlikte TNK ruhuna en çok yakışan şarkılardan biri haline gelmiş. Daha önce dinlediğimiz şarkılardan biri olan “Hey Pardon” tanıtım değeri düşünüldüğünde albümün en büyük kozlarından biri ve albümden taşan bir başarıya sahip, sevilmeye müsait bir diğer şarkı. Genel bir değerlendirme ile albümün belirli bir konsept tema üzerinden yürümesi sevindirici. İlk albüm ile kıyas muhakkak olacaktır.. “Melankoli”, “Söyle Ruhum” albümündeki hitlere sahip değil belki ancak daha dingin bir yapının ortaya çıktığı, daha olgun bir TNK ile harmanlanmış ve en önemlisi daha fazla kafa patlatılmış bir ikinci albüm. Başarılı bir çıkış albümünün ardından “ikinci albüm” endişesi TNK’ye hiç uğramamış ve bu endişeden uzak çıkan şarkılar mükemmel bir çalışmayı oluşturmuş. İşin özünde “Melankoli” adını yaşatan ruh halindeki şarkıları ve akılda kalıcı soundları ile bekleneni vermiş. Özellikle sound ya da özellikle sözler dememek sevindirici zira her ikisi de birbirini perçinleyen başarıda. Henüz taptaze bir şekilde duran şarkıları dinlemek için ne çok geç ne de çok erken.

Favori Şarkı: "Bir Şeyler Söylemek İstiyorum"
Albümü dinlemek için: ttnetmuzik.com.tr/melankoli



9 Ocak 2013 Çarşamba

Mabel Matiz ve "Yaşım Çocuk"


Fotoğraf: Dilan Bozyel

Adını taşıyan ilk albümünden çıkan tekli “Söylese O Ben Söyleyemem” ile ilk kez sesini duymuş, varlığını kabullenmiştim Mabel Matiz’in. Daha önce adını sıkça duymama rağmen karşılaşmamız bu şarkı ile olmuştu. Oldukça güzel bir şarkı, onu yücelten eğlenceli bir klip ve büyüleyici, sıra dışı bir ses ile karşı karşıyaydım. Ancak albümü çıktığı anda edindiğim ve bütün şarkılarını dinlediğim adama dönüşmesi tamamıyla “Filler ve Çimen” eseri. Bütün bir yılımın ilk albüm şarkıları ile geçtiğini söyleyebilirim. Bu noktada değinilmesi gereken bir konu da; Mabel’in sesinden dinlediğim müthiş coverlar şüphesiz. Bu coverlar hem onu daha iyi tanımamı hem de daha çok sevmemi sağladı. Uzun zamandır haberlerini edindiğim ve çıkmasını merakla beklediğim “Yaşım Çocuk” artık hayatımıza girmiş ve gün geçtikçe de Mabel’in kalbimizdeki yerini sağlamlaştırmışken, albüm hakkında yazmamak olmazdı elbette. Albümün aralık sonu çıkmasını beklerken, klasik albüm gecikme nedenlerinden birine maruz kaldığını varsayarak yeni yılın ilk haftasında kavuştuk. Gerek lansman konseri, gerek Mabel’in sosyal mecraları çok iyi bir şekilde kullanması nasıl bir albüm ile karşılaşacağımızı bize az çok yansıttı. 

Albümün ilk şarkısı olan “Krallar” ile Mabel’in o çok özlediğimiz “başkaldıran” cümlelerine kavuşuyoruz. Daha ilk şarkıdan bir rehavete kapılmak serbest zira ikinci albüm sıkıntısı Mabel’e hiç uğramamış (buna dair bir şüphe beslemediğim düşünülürse daha bile mutlu olunabilir). Albüme adını veren “Yaşım Çocuk” en çok merak ettiğim şarkılardan biriydi.. Mabel’in sıkça albümün adı hakkında verdiği demeçlerin derininde yatan o düşünceler, sıkça özlenen masum çocukluk yılları şarkının gizli öznesi olarak cümlelerin arkasında, en derinde. Keskin cümleler,  naif ezgi ve Mabel’in muhteşem vokali ile “Yaşım Çocuk” albümün en sevdiğim şarkılarından. Albümün ilk teklisi olarak lanse edilen ve Mete Özgencil’in de katkıda bulunduğunu öğrendiğim anda hakkındaki merakımın tavan yaptığı “Zor Değil” albümün şüphesiz en iyi şarkılarından biri ve şahsi olarak en kıymet verdiğim şarkıların başında geliyor. Şarkıya bir de klip çekildiğini ve en yakın zamanda onunla da karşılaşacağımızı hatırlatmakta fayda var! Yazının başında belirtmiş olduğum “cover” meselesine geri dönecek olursak; Mabel’i takip eden insanlar yaptığı coverlara da hakimdir. Bu coverlar içinde en çok dikkat çeken ve beğenilen “Aşk Yok Olmaktır” albüm içinde de yerini bulmuş. Yıldız Tilbe’den dinlediğimiz ve çok sevdiğimiz şarkı, Mabel’in büyülü sesi ile aslını yaşatarak farklı bir ruha bürünmüş ve insana her dinleyişte “iyi ki albüme konmuş” düşüncesini aşılamakta. “Alaimisema” lansman konserinde dinlediğimiz şarkılardan biriydi ancak albüm kaydı ile dinlemek bir başka oluyor. Albümün en eğlenceli ezgilerine sahip olmakla birlikte şarkı, Mabel’in cinsel ayrımcılığa karşı yazdığı cümlelerden oluşmakta. Açıkça bir noktaya dokunmak yerine sağlam cümleleri ile bir duvar örüp temeline de hislerini gömüyor Mabel. Son dönemlerde tarafına yakıştırılan “şehir ozanı” sıfatını da sonuna kadar hak ediyor. “Kerem Gibi” aşka adanmış cümleleri ve diğer şarkılara göre daha karamsar ezgisi ile albümün en derin şarkısı. Alaturka intronun da şarkının ruhunu desteklediğini belirtmeli.. Albümün kapanış şarkısı olan, aynı zamanda Göksel’in vokal ile desteklediği “Ah Bu Sefer” albüm şarkıları içerisindeki şahsi favorim. İlk dinleyişten itibaren tutulduğum ve hali hazırda hala kendimi alamadığım şarkı albümün temasını yansıtan sözleri bir kenara, sırf nakarat cümlesindeki Göksel ve Mabel vokali için bile her daim ayrı bir yerde duracaktır. 

Dinlediğim her şarkıda “ilk albüm kıyaslaması” aklımın bir ucunda beni beklese de hiçbir şarkı bunu tetiklemedi. Mabel aşılması zor, her şarkısı ile ayrı bir mükemmelliği temsil eden debut albümünün altında kalmak bir yana, onu fersah fersah aşarak ne kadar büyük bir hazine olduğunu gösteriyor. Belli bir tema etrafında toplanmış derin cümleleri ve onları destekleyen müzikleriyle birlikte “Yaşım Çocuk” mükemmel bir ikinci albüm ve her köşesinde bizi bekleyen bir olgunluk imzası.



Favori Şarkı: “Ah Bu Sefer

2 Ocak 2013 Çarşamba

Jülide Özçelik ve "Jazz İstanbul"



Bu sesi dinlemeye geç kalmış olmak, hiç dinlememiş olmaktan iyidir belki ancak neler kaçırdığımı gördükçe, duydukça bugüne dek dinlediklerimden silkiniyorum. Jülide Özçelik hem çok güçlü, hem çok duru, hem çok naif bir ses. Bu sıfatları bir arada kullanmak bana da biraz tuhaf gelse de onun özel sesini nitelendirmeye çalışmanın başka bir yolu yok. Konsept bir proje ile çıkarmış olduğu iki albüm var; “Jazz İstanbul Volume 1” ve “Jazz İstanbul Volume 2” İkisi de birbirinden güzel olan bu albümlerden herhangi bir şarkı dinlemeye başladığınız andan itibaren sanatçının yarattığı büyülü atmosfere dalmış olacaksınız. Bundan eminim çünkü ben “Bugün Neden Gelmedin”i dinlediğim günden beri Jülide Özçelik şarkılarından başka bir şey dinlemez oldum. Karşı cins düşmanlığından beslenmeyen şarkılar yazan ender kadınlardan biri olduğunu belirtmekte de fayda var. Onun yerine daha dolu cümleler ile daha dingin konulara değiniyor. Kendine has bir kitle oluşturan Jülide Özçelik kendi bestelerinin yanında seslendirdiği türkülerle de insanı büyülemekte.. Öyle ki “bu türküleri bu kadından daha iyi kimse söyleyemez” fikri çok kolay meylediyor aklınıza. Bir albümü dinledikten sonra kendime seçtiğim bir iki şarkı vardır mutlaka. Bu iki albümde bu durumu yaşamak önceki tecrübelerime göre daha zordu doğrusu. Ancak sakin bir kafa ile düşündüğümde sanatçı ile karşılaşma şarkımız olan “Bugün Neden Gelmedin” şimdiden çok özel bir yere sahip. Yeniden yorumlanan türkülere gelecek olursak eğer şüphesiz “Geçti Dost Kervanı” favorim olur. Öyle ki albüm şarkılarını uzunca dinlemenin ardından koca bir günümü yalnız bu iki şarkıyı sürekli olarak dinlemeye ayırdım. Bunlar dışında “Zaman”, “Kara Toprak”, “Yalan Dünya”, “Eşitiz Eninde Sonunda” müptelası olduğum diğer yorumlar..

Başta da belirttiğim gibi biraz geç kalmış olsam da iyi ki rastlamışım Jülide Özçelik’e ve bu iki özel albümü dinleme fırsatını yaratabilmişim kendime. Edindiğim bilgilere göre kendini büsbütün sanata adamış bu kadın yoğun bir de konser programına sahipmiş bütün bir yıl. Bir gün bir yerlerde eşsiz sesi ile karşılaşmak dileğiyle belirtmek isterim ki; ülkenin en iyi kadın vokallerinden biri olan Jülide Özçelik bundan böyle müziği ile hep hayatımda olacak.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Nil Buraya Çıplak Geldi!



Uzun zamandır, merakla beklediğim bir albümdü; "Ben Buraya Çıplak Geldim". Her geçen gün kısa bir teaser video ile şarkılarını teker teker paylaşsa da Nil, bütün bir albümü dinleme hissiyatı bambaşka. Sabah dinledim, akşam yazıyorum!


Başlangıç şarkısı "Heman" yayınlanan teaserlar arasında en çok dikkatimi çeken şarkıydı ve bu eğlenceli albüm için mükemmel bir başlangıç olmuş. Yakın zamanda klip çekileceğine dair şüphemin olmadığı bu şarkı bizi daha ilk andan, alenen Nil'in yeni dünyasına sokuyor. Albüme adını veren "Ben Buraya Çıplak Geldim" bana göre albümün en dingin ve - özellikle uzun dinlemeler sonrasında anlayacaksınız ki - en iyi şarkısı. Bu çok büyük bir iddia farkındayım, umarım zamanla bu fikrim değişmez!:) Bunların dışında "İstanbul'dayım", "Ay Gız Uyan" ve "Allahımı Şaşırıcam" favori listemde, keyifli dinlenecek şarkılar. Özellikle "İstanbul'dayım" nostaljik düzenlemesi, Nil'in içimizi ısıtan vokali ve biraz olsun şimdiki zamandan uzaklaştıran atmosferi ile albümün en iyilerinden. Yeni şarkıların dışında albümde iki de tanıdık şarkı var; "Hakkında Her Şeyi Duymak İstiyorum" ve "İstanbul'da Sonbahar". Bildiğiniz gibi "Hakkında Her Şeyi Duymak İstiyorum" albümden önce tekli olarak piyasaya sürülmüş ve epey de beğenilmişti. "İstanbul'da Sonbahar" ise Teoman'ın "Söz Müzik" albümünden kesinlikle en fazla hatırladığımız cover. Sonuç olarak bu iki eski tanıdık sıra onlara gelince yüzümüzü güldürüyor.

Albüm fotoğraflarına (özellikle kapak fotoğrafı) ve kartonet tasarımına bayıldım! Üzerine ciddi anlamda düşünülmüş cümleler ve eğlenceli soundlarla çerçevelenmiş bu albüm, Nil'in bugüne kadarki yolculuğu göz önüne alınırsa bize en naif ve en içten şarkılar hazırladığı sıra dışı bir albüm olmuş. Her insan geçen yıllarla birlikte biraz daha kişisel işler yapmak istiyor olabilir mi? 

Neden bilmiyorum ama Lily Allen ile çok benzetiyorum ben Nil'i ki bizim müziğimize benzeri müziği yansıtabilecek yegane isim de o bence. Hatırlatmakta fayda gördüğüm bir şey var ama, Nil'i çok daha orijinal ve çok daha büyük bir fikir denizi olarak görüyorum. Daha çok seviyorum demenin en cool yolunu buldum:) Diskografisine bakıldığı zaman çok net bir biçimde anlaşılıyor ki "Ben Buraya Çıplak Geldim" Nil'in alternatif sularda ilk kez bu kadar derine daldığı bir albüm ve bence Nil bu çizgi üzerinden yürümeye devam etmeli.
Muhakkak bahsetmem gereken bir başka konu da; "Allahımı Şaşırıcam" ve onun akla ziyan introsu. Yalnızca introsunu dinlemek için bile sürekli başa alıp dinlediğim doğrudur. Sound olarak albüm "soft pop" çerçevesinde dünya standartlarında bir çalışma olmuş, naif aranjeler etkileyici ama belirttiğim gibi bu şarkının introsu bir başka güzel olmuş. 

Her yeni albümde heyecan sınırlarımızı ölçen Nil beklentilerimizi boşa çıkarmak şöyle dursun, onları daha da güçlendirmeye hevesli. O bize yeni masallar yaratana dek başucumuzda duran muhteşem bir albüm "Ben Buraya Çıplak Geldim", sahi ne şanslıyız özgür kızın yolunu en başından takip ettiğimiz için!

Favori Şarkı: "İstanbul'dayım", "Allahımı Şaşırıcam"