5 cevap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 cevap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Beş Soru Beş Cevap: "Nursel Köse"



Tiyatro adına büyük başarılarınız olsa da Nursel Köse ismi her zaman sinema ile yan yana duruyor. Ben bunu daha çok beyazperdeye gereğinden fazla yakışmanıza bağlıyorum. Sizin bu konuda bir teoriniz var mı?

Sinemaya yakıştırdığınız için teşekkür ederim. Sinema ve film sektörünün enternasyonal platformlara ulaşması çok  daha kolay. Tiyatronun ulaştığı kitle ile sinema kitlesi  asla kıyaslanamaz. Tiyatro yaşadığınız ülkede size ün sağlayabilir fakat sizi enternasyonal oyuncu olarak şöhret yapmaz maalesef.

Auf der anderen Seite hayatım boyunca en sevdiğim film olarak kalacak sanırım ve "Yeter" filmin damar karakterlerinden biri olarak herkesin kalbinde. Karakteri gerçeğe uygun yansıtabilmek adına çok çalıştığınızı duymuştum. Fatih Akın'ın hikayesine dahil olmak ve karakteri oluşturmak dönüp bakınca ne hissettiriyor size?
Sinemanın yukarıda bahsettiğim gücünü oyuncu olarak bir filmdeki performansla beni enternasyonal platformlara ulaştırmasıyla yaşadım. Filmimiz yüzlerce ülkede  vizyona girdi ve dünyanın en önemli festivallerine gitti, yüzden fazla ödül aldı. Bunlar bir oyuncunun yaşamını bir anda değiştirebiliyor. Türkiye,  Antalya Film Festivali'nde beni bu filmle tanıdı, Türkçe oynamayı hep istemiştim bu gerçekleşti. Çok güzel şeyler oldu oyunculuk hayatımda filmden sonra. Fatih’le çalışmak ayrıca büyük bir zevk ve onurdu. Zor bir roldü ve üstesinden gelmek için çok kafa yordum. Ayrıca Tuncel Kurtiz gibi bir dev ile karşılıklı oynama keyfine de ulaştım..

Televizyon projeleriniz de oldu ve performansınız çok konuşuldu. "Gerçek" oyunculuğun yalnız sinemada ve tiyatroda sergilenebileceği gibi bir algı var. Sizce bir oyuncu bu düşünceyi yıkabilir mi?
Kamera önü seyirci önü demektir. "Sinemada iyi performans sergilenir, televizyonda  yarı performans" diye bir anlayış bana ters. Sinemada zaman boldur, provalar yapılır, karaktere hazırlanmak için zamanınız olur,  yani hazırlık dönemi vardır. Televizyonda oyuncunun performansını etkileyen dış etkenler çok tabii. Türkiye’de dizilerin çok uzun olması, 90-110 dakikanın bir hafta içinde çekilmesi ve diğer koşullar da göz önüne alındığında, oyuncu montaj bandında çalışıyor gibi. Provaların yeterli olmaması, hızlı ezber, role hazırlanma vaktinizin olmaması oyuncular için sezonlar boyunca süren bir maraton gibi. Bu şartlarda dizi çektiğimizi yurtdışında anlattığımda bana inanmıyorlar. Tiyatro oyuncu için er meydanıdır. Sahnede “Kestik!” yok, beyaz cam yok. “Gerçek oyunculuk, gerçek dışı oyunculuk” diye bir şey yok benim için. Yani oyunculuğumun, performansımın dozajını sinema, tiyatro ya da televizyona göre ayarlayamam. Bir oyuncu bu düşünceyi kafasında yıkmalıdır bence, aksi takdirde kötü oyunculuğun suçunu acele çekilen dizilerin veya projelerin üzerine atıp dururuz ve kendimizi kandırırız.

Bugüne dek ulusal ya da uluslararası platformda çok önemli yönetmenlerin filmlerinde yer aldınız ve başarılı bir çerçeve içinde saklanmak yerine sınırları kaldırmayı tercih ettiniz. Aynı zamanda yönetmenlik deneyiminiz de olduğu için bu soruyu özellikle sormak istiyorum. Çalışma hayali kurduğunuz yönetmen ya da yönetmek istediğiniz oyuncular var mı?
Hayalini kurduğum değil de, hayır diyemeyeceğim  yönetmenler ve oyuncular var. “James Bond Girl” rolü teklik edilse hayır demem mesela! Rüyalarımın rolü “Kill Bill” filminin kadın karakterleri yani bir Tarantino filmi hiç de fena olmaz. Hiç beğenmediğim yönetmenlerden muhteşem performanslar çıkabiliyor. Sinemada önemli olan hikâyeyle oyuncuların örtüşmesi. Ben genelde yönetmenden yapımcıya, tüm kasta bakıp karar veriyorum bir filmi beğenip beğenmediğime. Türkiye’nin önemli yönetmenleriyle henüz çalışma fırsatım olmadı fakat çalışacağım günü bekliyorum.

Nursel Köse'yi hep sinemada göreceğimiz bir geleceği hayal etmek zor değil. Siz attığınız adımlardan mutlu, gelecek hikayelerden umutlu musunuz?
Attığım adımlardan dolayı çok mutluyum. Örneğin mimarlığı bırakıp oyuncu oldum ve bu kararım çok doğru bir karardı. Oyunculuğa elbette devam edeceğim. Gelecek hikayeler konusunda açıkçası çok umutlu değilim.. Keşke bu filmde ben de oynasaydım dediğim filmler az.. Olanlar da başkasına gitmiş hikayeler oluyor zaten. Önemli yönetmenlerin, meşhur oyuncularla çalışmak istemediklerine dair, efsaneler var örneğin. Yani iyi bir oyuncu olmanız süper projelerde olmanızı getirmiyor.. Şu sıralar, yazıp yönettiğim ilk kısa filmimi çektim. Uzun metraj filmimin senaryosunu yazdım, bitti. Kültür bakanlığına dosya hazırlıyorum..Yani 2014'te "KARINC" filmi ile karşınızda olabilirim.. Selam ve sevgilerimle.

11 Aralık 2012 Salı

Beş Soru Beş Cevap: "NEYSE"


“Be the band” öncesinde de müzik yapıyordunuz ancak yarışma sonrasında hedef kitlenizde ciddi bir artış oldu. Herkes yarışmanın birincisi kim merakı ile yaptığı araştırmada sizinle karşılaştı ve gün geçtikçe müziğinizi daha fazla kişi dinlemeye başladı. Üstelik son dönemlerin en iyi çıkış yapan gruplarından biri olmakla yetinmeyip, alternatif müzikle ilgilenen bir çok kişi için “Şu sıralar en çok dinlediğiniz grup?” sorusunun cevabı oldunuz. Bu yarışmaya daha fazla kişiye hitap etmek için katılmıştınız ve bunu başardınız. Peki bundan sonra “rock yıldızı” statüsüne ilerlemek midir hayaliniz yoksa edindiğiniz kitle ile dingin bir çerçeve çizip (elbette ki yeni dinleyiciler ekleyerek) mesafeli ve “alternatif” kalmak mıdır?
Daha çok insan tarafından dinlenmekle "rock yıldızı" isminin bagajında taşıdığı yaşam biçimi ve kimliği üstlenmek arasında fark olabileceğini umuyoruz. Böylece hem daha çok kişiye ulaşıp hem de kendimiz gibi kalabiliriz.

Rock beraberinde her zaman başkaldırmayı getiren bir müzik türü ve ne yazık ki günümüzde kolaya kaçmaya çalışan herkes bunu unutmuş gibi davranıyor. Albümdeki bazı şarkılardan ve aktivist eylemlerinizden de anlaşıldığı gibi siz bunu hatırlamayı ve hatırlatmayı tercih ediyorsunuz. Günün birinde dillendirip göze batmak yerine susmayı tercih eder  misiniz?
Tercih etmeyiz muhtemelen.

Albümden çıkan iki video “Hokkabaz” ve “Siyah” birbirine zıt iki şarkıya ait. Biri dinleyenin yerinde durmaması için elinden geleni yaparken diğeri insanı dibe çekiyor. Albümün iki köşesi olarak nitelendirilebilecek bu iki şarkıdan hangisi NEYSE’yi daha çok yansıtıyor? NEYSE aslında hangisinde karşımıza çıkıyor?
Sadece bu iki şarkı değil yaptığımız tüm şarkılar NEYSE'nin, bizlerin farklı yönlerini yansıtıyor. Yeni şarkılar yaptıkça bizler de farklı yönlerimizi tanıyoruz.Dolayısıyla sorunun her zaman için geçerli, sabit bir cevabı yok gibi.


Türkiye’de alternatif müzik yapmak hem zor hem kolay. Zor kısımlardan biri albüm yapmak. Bu zorluğu aşamayan çoğu grup covera yöneliyor çaresiz. Sizin bu yoldan yürümeyeceğinizi tahmin ediyorum ve yeni albüm hazırlıklarına başladığınızı düşünüyorum. Klişeye yönelmiş bir soru olacak ama ilk albümün başarısı altında ezilme korkusu var mı?
İnsanların belli bir standardı beklediklerini bilmek normal şartlarda duygusal bir baskı oluşturur elbet. Fakat sadece içinizden gelene, hissettiğinize bağlı kaldığınızda bu baskı bir sorun olmaktan çıkıyor. Yani 2. albümü kimlerin ilk albümden daha fazla seveceğini, kimlerin daha az seveceğini şimdiden kestirmek güç. Bizim açımızdan 2. albümü niteleyebilecek tek sıfat "farklı" olabilir.

Dinleyicilerinizin dışında müzik dünyasından bir çok grup ve sanatçı söyleşilerinde sizi son dönemlerin en iyi grubu olarak nitelendirdi. Siz kimleri dinlemeyi tercih ediyorsunuz ya da kimin albümü çıksa bir fan gibi daha ilk günden edinirsiniz?
Yabancılardan A perfect circle, Tool, Radiohead, Pearl Jam, Muse ; yerlilerdense mor ve ötesi, sakin, Çilekeş'i sayabiliriz. 


NEYSE'ye cevapları için teşekkür ederken, grubun ilk albümünü hala dinlemeyenler için yasal olarak dinleyebilecekleri linki paylaşmak isterim: http://www.ttnetmuzik.com.tr/#album-Neyse-260096

7 Mart 2012 Çarşamba

5 Soru, 5 Cevap / Özge Özder

(Daha önceden duyurduğum gibi blog üzerinde yeni bir bölüm var artık. "5 Soru, 5 Cevap" başlığı altında özel röportajlara yer vereceğim. İşte bu bölümün ilk yazısı; Özge Özder röportajı! )



Oyunculukta çıkışınızı Haziran Gecesi'ndeki Lale karakteri ile yaptınız, ardından Dudaktan Kalbe'de Çelik Prensesi Cavidan ile başarınızı perçinlediniz ve şimdi Umutsuz Ev Kadınları'nda Emel.. Oyunculuk adına neler değişti bu yolculukta ?
Aslında hiç bir şey değişmedi.. Sadece roller değişiyor. Oyunculuk; ilk günkü heyecanımı yitirmediğim fakat git gide daha olgun ve bilinçli bir şekilde ilerlediğim bir yol.


Dizideki en değişik, en aykırı kadın Emel ve çoğu kez antipatik yönlerine tanık oluyoruz. Rolü kabul ederken bu sizde tedirginlik oluşturdu mu ?
Ben rolün kötü ya da antipatik oluşuna aldırmam rolü değerlendirirken. O rol illa ki sevilir :) Önemli olan rolün toplumda yer bulacak bir şekilde, gerçekçi olarak yazılması. Hayal mahsulü olmaktan öteye geçip, nefes alabilen ve gerçekçi yani sokakta rastlayabileğimiz bir şekilde yorumlanması. Ben okuduğumda inanmıyorsam, o rol yaşamıyorsa baştan kaybetmişiz demektir.. Birde ben hiç "cici kız olayım da tüm teyzeler beni çok sevsin "gibi derdi olan tipte bir oyuncu değilim zaten.. Sivri tipler ve antikahramanlar herzaman izleyici olarak da, oyuncu olarak da gozbebegimdir ;)


Orjinal dizide canlandırdığınız karakter ölüyor. Dizi, izlenme oranlarına bakılırsa bir kaç sezon daha devam edecek.Peki siz özgün senaryoda olduğu gibi diziden ayrılmak mı istersiniz yoksa proje bitene kadar Emel karakterini canlandırmak mı istersiniz ?
Hep uzun soluklu oldu benim oynadığım projeler.. Şanslıyımdır o konuda ve hissederim.. Daha önceki tecrübelerimden şunu anladım ki iki sene, doygunluk hissine ulaşmanız için çok yeterli bir süre.. Ama oyuncu aç gözlüdür biraz. Başka başka seyler oynamak için kalbi atar hep.. Emel in Ölümü ikinci sezon sonuna yada üçüncü sezon baslarına tekabül edecek gibi sanki.. Bir rol bir dizideki misyonunu tamamladıysa şayet onu uzatıp seyirciyi de oyuncuyuda sıkmanın manası yok diye düşünüyorum. Aynı şey zorla uzatılan diziler icinde geçerli tabi..  Ama "Umutsuz Ev Kadınları" ve "Emel" ne beni ne de seyirciyi sıkacak gibi görünüyor bana açıkcası.. İkinci sezon sonu tekrar konuşuruz ;)


Dizide Emel çoğu kez hırçın görünse de yer yer zayıflıklarına, korkularına ve yalnızlığına rastladık ve onun aslında dizideki en "umutsuz" kadın olduğuna şahit olduk. Peki Emel'in asıl istediği şey ne ?
Her kadın gibi Emel'in de esas istediği gercek bir sevgi ve aşk.. Onun da zaafları olan bir insan olduğunu, duyguları olduğunu ara sıra da olsa hatırlatan sahneler olması karakterin derinliği ve inandırıcılığı bakımından şart. Emel'in bize aykırı hatta bazen yuh dedirten tarafı; niyetini ayan beyan belli etmesi, içi dışında olması yani.. Bence Emel, umut dolu bir kadın.. Onun umutsuzluğu erkeklere fazla acele yaklaşıp, kendini yanlış ifade etmesinde ..


Konservatuar çıkışlı bir oyuncusunuz ve oyunculuk kariyerinize bakıldığında hayatınız her döneminde tiyatro yer almış. Peki gelecek hayalleriniz hangi çerçeve içerisinde ? Özge Özder'i sahnedeki başarılarıyla mı yoksa kamera önündeki performansları ile mi daha çok anarız ?
Oyunculuk hepsini kapsıyor aslında ve seçim yapmak mantıksız ancak tiyatro benim atar damarım. Onun eksikliği büyük boşluk yaratır ben de. Bu arada tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar gününü kutluyorum.. Sevgiyle..


(Özge Özder'e samimi cevapları için tekrar teşekkürler..)

15 Şubat 2012 Çarşamba

5 Soru, 5 Cevap.

Çok yakında "5 Soru, 5 Cevap" başlığı altında yapacağım röportajlar blogda yer alacak. Bu başlık altında soruları ilk cevaplayan isim Özge Özder ve çok yakında sayfada yer alacak.